Mehmet Yemenci - Barista

Benim hikayem 1990’ın Ağustos ayında bir SSK hastanesinde başladı. Doğum esnasında sebebini bilmediğimiz bir şey olmuş ve ben dünyaya görme engelli bir birey olarak gelmişim. Kör değilim fakat normal bir insana göre çok daha az görüyorum.

Hayatım boyunca hep az görüyor olmanın ezikliğini yaşadım ve bu eziklik sebebi ile bende bir öz güven eksikliği oluşmuştu. Sırf kendime olan güvensizliğim nedeni ile yıllarca eğitimini aldığım mesleği yapmamış, farklı işlerde çalışmıştım fakat mutsuzdum. İçimde hep bir karamsarlık vardı ve ben son işimden de ayrılmıştım.

Kariyer nette engelli kadrosu açılmış iş ilanı gördüm. İş arıyordum fakat öz güven eksikliği nedeni ile ilk gördüğümde ilana başvurmaktan çekindim. Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama ben ilana başvurdum. Kısa bir süre içinde insan kaynakları bana dönüş yaptı ve bölge müdürümüz ile ön görüşme randevusu ayarladı. Ben kafamda soru işaretleri ile görüşmeye gittim ve neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Fakat çok güler yüzlü, pozitif insanlarla tanıştım. Sevgili bölge müdürümüz Olcay Ünlü bana White Chocolate Mocha ikram etti ve sohbet tadında bir iş görüşmesi yaptık. Bugüne kadar yaptığım iş görüşmelerinden çok farklı bir iş görüşmesiydi. Karşımda güler yüzlü, cana yakın, sıcakkanlı biri vardı ve ben iş alındım. Daha sonra Antalya Atatürk caddesindeki mağazamızda işe başladım.

İlk günümü hiç unutmuyorum. Mağazaya geldim, önce bir tanışma faslı oldu. Sonra bana “İlk gün gözlem günü, sen sadece bizi izle.” dediler. Ben barın bir köşesinde durdum. Görseniz ürkek bir ceylan yavrusu gibi hiçbir şey bilmiyor, sadece çalışanları izliyordum. Herkes bir koşuşturma içindeydi, ben ise kimin ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Fakat anlayamıyordum. Ta ki kapanış vardiyası girene kadar. Kapanış ekibi geldi. Mağazamızın ablası Serap abla geldi ve dedi ki “Sen ne yapıyorsun orada, gel hadi süt ısıtalım.” Yaklaştım yanına, başladık süt ısıtmaya. Bende ne korku kaldı ne tereddüt. Anladım ki doğru yerdeyim ve içimde öyle büyük bir heyecan, büyük bir merak, tarifsiz bir öğrenme coşkusu vardı ki anlatamam. Serap abla benim eğitim koçum oldu ve bana benden daha çok inanıp tereddütsüz güvendi. Ben ablanın bana olan güveni ve inancı sayesinde işe daha sıkı sarıldım. Serap abla ve çalışma arkadaşlarımın yardımları ve bana öğrettikleri sayesinde 1 haftada bütün içeceklerin isimlerini ve onları hazırlamayı öğrendim. Hatta hiç unutmuyorum Caramel Macchiato bile diyemiyordum. Şimdi ise iyi bir barista, mükemmel bir kasiyerim ki kasa kullanmak en büyük korkumdu.

Artık tüm korkularımı yendim, hayata daha bir umutla bakıyorum. Mükemmel bir işim ve mükemmel çalışma arkadaşlarım var. Mağazamız evim oldu. Misafirlerimiz sanki yıllardır arkadaşım, çalışma arkadaşlarım ailem gibi. Ve ben bir engelli olduğumu bile unuttum. Starbucks benim için bir milat oldu diyebiliriz aslında. Starbucks ile tanışmadan önce mutsuz, karamsar, hayata küsmüştüm. Starbucks ailesi ile tanıştıktan sonra hayat dolu, neşeli, geleceğe umutla bakan, yapabileceklerinin farkında olan bir ben oldum.

Kimilerine göre mükemmel bir kahve, kimilerine göre evi gibi rahat bir mekan. Bana göre ise geleceğe açılan pembe bir pencere, gerçek dostluğun, arkadaşlığın adresidir Starbucks. Starbucks’ta çalışmak bana huzur veriyor ve Starbucks ailesinin bir ferdi olmaktan çok mutluyum. Bu günlere gelmemde emeği olan tüm çalışma arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

TESEKKÜRLER STARBUCKS ailesi, sizi çok seviyorum.

Burak Arıcı - Bölge Müdürü

Dönmek, mümkün mü artık dönmek,
Onca yollardan sonra
Yeniden yollara düşmek
Neresi sıla bize, neresi gurbet....

Yıllardır ne zaman mağazalarımıza bir misafir olarak girsem, sözleri Murathan Mungan'a ait olan bu Yeni Türkü şarkısını mırıldanırken buluyorum kendimi, içim huzur dolarak...

Hayatın akışı gereği, son 15 yıldır bir çok yerde yaşama fırsatı buldum. Farklı şehirler, farklı alışkanlıklar, farklı kültürler, farklı sevinçler ve yaşamlar... Yaşadığım her yer ve tanıştığım insanlar, beni zaman içinde etkiledi ve değiştirdi. Benim için upuzun ve çoğu zaman da yalnız ilerlediğim, macera dolu bir yol.

Akıl insana harika bir hediye bence. Genelde iyi anılar hatırda kalır, kötüler siz kurcalamadıkça pek çıkmaz su yüzüne. Bu yüzden, uzaklardayken eviniz burnunuzda tüter, tüm sevdikleriniz ve sizi mutlu eden alışkanlıklarınız çağırır sılanın güvenli koylarına. Can sıkıcı şeyleri hatırlamazsınız. Evinizde ise uzaklar cezbeder, olanca heyecanıyla macera dolu bilinmezlerle, adrenalinle... Kısacası insanoğlu doyumsuzdur, aynı anda hem burada olmak ister, hem de orada.

Starbucks benim için hem sıla, hem de gurbetin aynı anda yaşanabildiği tek yer. Dünyada nereye gitsem; bilirim ki beni mutlu eden alışkanlıklarımdan bazılarını bu çatı altında bulabileceğimdir. En sevdiğim müzikler, Americano’m, etrafımı saran mutlu misafirler halkası ve tabii ki partnerler. Dünyanın her yerinde bu aynıdır, değişmez. İstanbul'da New York'u hatırlar; gülümsersiniz. New York'ta İstanbul'u yaşar yine gülümser, anımsadıklarınızla mutlu olursunuz.

Bu mucizevi bir hediye bence. Gurbet özlemin başladığında, sılanın monotonluğundan sıkıldığında, en yakın Starbucks'ta bir Americano tüm güzel anılarını canlandırmaya yetecektir. Benim anladığım üçüncü adres aslında budur. Kendimi en huzurlu hissettiğim yerlerden biridir Starbucks.

Hem sıla, hem gurbet...

Şimdi bu ailenin bir üyesiyim ve gerçekten çok mutluyum.

Nice yıllara Starbucks :)